cpanel


User1


user2


» Anasayfa arrow salman baba
08 09 2010
advertisement advertisement
salman baba
Yazar Administrator   
27 01 2007

     

      

      1925 yılında 677 sayılı Tek­ke ve Zaviyeler Yasası bütün tekke ve dergâhlarla birlikte Bektaşiliği de yasaklıyor­du. Ancak bu koşullarda alışkanlık birden kesilivermiyordu. Toplumun yine de eğitim ve öğretime gereksinimi vardı. Bütün köy­lere okul yapmak, eğitim odaları açmak ko­lay mıydı?

     

      Yasa gereği 1925 yılında, Hacıbektaş Dergahı bir hüzün içinde kapısına kilidi vururken, son Dedebaba Salih Niyazi on iki  Halife Baba'ya şu sözlerle veda ediyordu:       "Başınızın çaresine bakın."  Bu sözler, aynı zamanda bir veda etmenin yanında bir işareti de taşımaktaydı. Yola devam. Ama hangi koşullarda olursa olsun. On iki  halife babadan üçü Şar­kışla'nın Emlek köylerine gelir. Hakkı Ba­ba, Muhtar Baba, Salman Baba, Salman Baba, daha önce Hardal Köyü'nde halife baba olarak görev yapmış, dergahının ka­patılmasının ardından soluğu Salih Niyazi Dedebaba'nın yanında almıştı. Bütün halife babaların toplandığı dergahtaki hüznün yeniden yeşermesi, insanlığa hizmet etme­nin, toplumu eğitmenin yolu Cumhuriyete fayda sağlamaktan geçeceğinin bilincini taşıyan Dedebaba, aynı zamanda Mustafa Kemal'in hemşerisi ve tanıdığıydı. Salman Baba da, Mustafa Kemal'i çocukluğundan tanıyordu. Onun devrimlerine hizmet etmek, toplumu okulsuz bırakmamak için gö­reve devam gerekliydi.

       

       Salman Baba Emlek yöresine gelmiş birkaç köy gezdikten sonra köyümüze yerleşmiştir. Yöreye yerleşmesi, kendisine genişçe bir arazinin tahsis edil­mesi kısa sürede yörede etkisini göstermiş­tir. Çünkü Salman Baba tembelliği ve hazır yiyiciliği sevmez, sürekli çalışan birisi­dir. Köylülere patates, soğan, turp, salatalık ve domates yetiştirmeyi öğretmiştir. Köy­lüler artık Salman Baba nedeniyle sebzeye kavuşmuştu. ImageSalman Baba, ünlü bir babadır. Kısa sürede yörenin ileri gelenleri dergahta toplan­mış, tekke bir eğitim merkezi durumuna gelmişti. Meçit Köyü'nden Enver Hasgül anlatıyor: "Baba, köylüye üretmeyi öğretti, îki sürü koyun ve keçisi vardı. Ev ev gezer, herkesi bir şeylerle uğraşmaya ikna ederdi. Kulağında bir küpe vardı. Mengüş mi ne derlerdi. Mengüşü sürekli takmaz, imam Hüseyin yasında, bir de Kurban Bayramla­rında takardı. Salman Baba'nın dergahı ki­taplarla doluydu. Her gün sabahlara kadar dervişlerine okur ve okuduklarını tartışır-larmış. Bunları hep bana babam anlattı rahmetli. Ben zaten o zaman çocuktum, ama yine de buraya gitmekten zevk alırdım. Ben de o çocuk yaşta çok şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim."

     

       Enver Hasgül, Salman Baba'nın babaları aralıklı zamanlarda köylere eğitim amaçlı gönderdiğini de söylemektedir. Şimdilerde Salman Baba Tekkesi yalnızlı­ğa itilmiş durumda. Ama köylüler, yine de Baba'nın türbesi etrafına yaprak bile düşüp kirletsin istemiyorlar. Yörede ismi çokça duyulmuş aydınlar vardı. Örneğin Dursun Efendi de­nilen Peyik Köyü'nden Dursun Baba, Ortaköy'den Başaran Efendi, Hüyük Kö­yü'nden Mehmet Efendi gibi şahsiyetler ve Emlek'in köylerindeki köy ileri gelenleri mutlak Salman Baba Tekkesi'nden Meçit'ten geçmiş­lerdir. Burada sohbetlere katılan kimseler okulun ve öğretmenin olmadığı Cumhuriyet köylerinde, eğitmenlik yapmaktaydılar. Kendi köylerinde halkını geniş bir odada okuma-yazma öğretme alışkanlığı Salman Baba'nın çabalarının ürünüdür. Buna ben­zer Anadolu'nun çeşitli Alevi-Bektaşi köylerinin eğitimi Cumhuriyetin ilk yıllarında böyle yapılmaktaydı. Arnavut kökenli Salman Baba'nın, Mustafa Kemal'le ilkokulda baş­layan dostluğu, bu Baba'nın iyi bir Cumhu­riyetçi, iyi bir Atatürkçü olmasını da sağlı­yordu.

  

Aşık Veysel ve Salman Baba

    

        Aşık Veysel'in öğretmen oğlu Bahri, Salman Baba-Veysel ilişkileri konusunda şunları söylüyor: "Küçüktüm. Babamla Meçit Köyüne eşekle gittik. Babam. 'Oğlum, beni  üç gün  sonra gel al.' derdi."

      

         Aşık Veysel'in haftalarca Salman Baba ile sa­bahladıklarını Meçit Köyü yaşlıları  söylemek­tedir.  Aşık Veysel’in baba ile ilişkileri  tasavvuf şiirlerinin oluşumuna öncülük yapmıştır.

      

       Göklerden süzüldem, tertemiz indim

       Yere indim, yerli renge boyandım

      

       Boz bulanık bir sel oldum, yürüdüm

       Puslu, günah, kirli renge boyandım

      

       Veysel yoktan geldim, yok oldum geçtim

       Ben diyenler yalan, gerçeği seçtim

      

       Bir buhar halinde göklere uçtum

       Kayboldum o sırlı renge boyandım

      

       Yayılmış damarda kanı görüyorum

       Yerleşmiş cesette, gizli sır bende

 

       Salman Baba makamında günlerce okunan kitaplar ve tartışmalar konusunda Meçitli Bektaşi Enver Hasgül'ün söyledikleri şu sözler buranın ne derece önemli bir okul olduğunu ve Salman Baba'nın kâmil insan mertebesinde bir zat olduğunu  göstermektedir. "Bizim köyde okumayı bırak, okuyan insan görmek bile mümkün değildi. Yine de tek­ke de kitap okunup tartışmaların yapılacağı gizli toplantıları hatırlarım. Bu toplantılara herkes alınmazdı. Salman Baba'nın özel konukları olurdu. Her seferinde de babam, Salman Baba'dan izin alarak beni de götü­rürdü. Veysel Baba'yı küçüklüğümde hep Salman Baba'nın sohbetlerinden hatırla­rım. Bazen kalabalık olunca da halka saz çalarlardı. Tekkeye Veysel'le birlikte küçük Veysel de gelirdi.

      

      Veysel'in şu dizelerinde, bu sohbetlerin izlerini görmek çok daha kolay olmaktadır:

     

      Saklarım gözümde güzelliğini

      Her nere baksam sen varsın orda

      Kalbimde saklarım muhabbetini

      Koymam yabancıyı sen varsın orda      

     

       Aşık Veysel'i, 1944 yılında Hakka yürüyen Salman Baba yönlendirmiştir. Onun Cumhuriyet şiirlerine ağırlık yermesinde Sal­man Baba'nın etkileri çoktur. Çünkü Sal­man Baba, Atatürk konusunda Babalara ve dervişlere en güzel sözlerle öğüt vermekte­dir. Alevi ve Bektaşilerin Cumhuriyet ve Türkiye ile kucaklaştığını Sivrialanlı Bek­taşi aydınlarından Bekir Sami Bozkurt şöy­le söylüyor: "Veysel baba ile Salman Baba öldükten sonra Meçit Köyü'ne sık sık bir­likte giderdik. Veysel Baba'yı derin bir hü­zün kaplardı. Bize hep Baba ile yakın iliş­kilerini ve dostluklarını anlatırdı. Onun ne derece kendisini etkilediğini, yazdığı şiirle­rinin çoğunda onun yönlendirmesi bulun­duğunu söylerdi. Hatta Mustafa Kemal'in ölümünün ardından "Ağlayalım Atatürk'e" adlı ağıtını dinleyince Baba'nın ağladığını söylerdi. Derdi ki, baba olmasaydı, belki de Veysel bugünkü Veysel olmayacaktı. Belki söylediği şiirlerinin içi boş olacaktı. Manasız mesnetsiz olacaktı."        Bir Bektaşi Babası tarafından yetişecek, üstelik bir tekkenin sürekli takipçisi olacak ve bü­tün Türkiye'yi, insanlığı, doğayı ve sevgiyi kucaklayan şiirler yazacak, işte Veysel'in büyüsü budur. Yoksa iki yüz haneli bir dağ köyünde doğan ve otuz yaşına kadar köy dışı görmeyen bir kişinin yazacağı bu güç­lü şiirleri beklemek saflık olur. Aşık Vey­sel'in, "Hamdım piştim elhamdülillah" di­yen Yunus'tan farkı sadece aradaki çağdır. Veysel de Salman Baba Ocağında pişmiş, Türkiye'ye bir büyük ışık yakmıştır. 

 

 

 

 

 

 

 

Gülağ Öz’e teşekkürler.

Son Güncelleme ( 13 07 2009 )